Ayasofya Ne Zaman Yapıldı? Kilise, Cami ve Müze Yapılması

ayasofya

1. Ayasofya

Fatih İstanbul’u feth ettikten sonra şehrin en büyük kilîsesi ve en önemli yapısı olan ve şehrin merkezi konumundaki tepede bulunan, Ayasofya Hagia Sophia Kilîsesi’ni camiye dönüştürmüş ve fetihten sonra gelen ilk Cuma namazını burada kılmıştır.

Ayasofya IV. yüzyılda inşa edilmiştir. İlk olarak ahşap olarak inşa edilen Ayasofya sonrasında pek çok defa yenilenmiştir. Yağmalar, yangınlar ve depremlerden pek çok kere hasar gören yapı İstanbul‟un fethinde harap olmuş bir halde Müslümanların kontrolüne geçmiştir. Fatih’in İstanbul’a girdikten sonraki ilk duraklarından biri olan kilîse öncelikle vakfedilmiş ve gerekli düzenlemeler yapılarak şehrin en büyük camisi haline dönüştürülmüştür.

Ayasofya‘nın bu dönüşümü çok büyük bir geleneğin sonucuydu. Şehirlerin en büyük kilîselerinin, feth olunduktan sonra camiye dönüştürülmesi geleneğini Osmanlılar çok ciddi bir şekilde uygulamşlar ve hem karşı devletleri psikolojik olarak baskı altına almış ve hem de kendi tebaasına psikolojik üstünlük sağlamışlardır. Bu sebeple Ayasofya pek çok padişah tarafından tamir edilmiş ve etrafına eklemeler yapılarak sosyal bir yaşam alanı ve hatta bir ilim yuvası haline getirilmiştir. Bu tamiratlar ve eklemeler Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar devam etmiştir. Fakat 24 Ekim 1934 yılında Ayasofya Cami olmaklıktan çıkarılıp müze haline çevrilmiştir. Etrafındaki pek çok alan tahrip edilmiş ve eşyalarının büyük kısmı dağıtılmıştır.

Ahmet Akgündüz, Üç Devirde Bir Mabed: Ayasofya adlı eserinde Ayasofya’nın tarihini üç ana kısma ayırır:

  1. Bizans Döneminde Ayasofya
  2. Osmanlı Döneminde Ayasofya
  3. Cumhuriyet Döneminde Ayasofya.

1.1. Bizans Döneminde Ayasofya

Roma İmparatoru I. Konstantinos (324-337) tahta geçmeden önce Hristiyanlık dini yasaktı. I. Konstantinos tahta geçtikten sonra ise Hristiyanlık serbest kalmıştır ve bu din artık resmî olarak da tanınmıştır. Bundan sonra da imparatorluğun çeşitli bölgelerinde kilîseler yapılmaya başlanmıştı.

Böyle bir ortamda Ayasofya‘nın yapımına başlama târîhini I. Konstantinos’un zamanında olduğu söylenmiştir. Fakat kilîse o zaman bitirilememiş ve oğlu II. Konstantinos (337-361) zamanında 15 şubat 360’ta tamamlanmıştır. Kilîse 404 yılında çıkan bir ayaklanmada büyük ölçüde hasar görmüştü. 408 Yılında tahta çıkan II. Thedosius (408-450) kilîseyi yeninden tamir ederek 10 Ekim 415 târîhinde tekrar açmıştır.

532 yılında İmparator Justinyenos (527-565) karşı yapılan Nika ayaklanmasında kilîse bir kez daha hasar görmüş ve hatta tamamına yakını yanmıştır. İustinianos kilîseyi daha büyük ve ihtişamlı olarak yeniden inşaa etmek istedi ve ülkenin her yerinden çeşitli malzemeler getirterek kilîseyi tamamladı. Kilîse 27 Aralık 537 târîhinde yeniden açıldı fakat çalışmalar 565 yılına kadar devam etti.




Ayasofya sonraları pek çok defa depremlerden zarar görmüş ve onarılmıştır. Fakat 1204’teki Latin yağmasıyla ciddi bir hasar almıştır. Uzun yıllar sonra II. Andonikos tarafından yeniden tamir edilen Ayasofya 1317 yılında yeniden açılmıştır.

1.2. Osmanlı Döneminde Ayasofya

Müslümanların İstanbul’a olan ilgileri her zaman için en üst seviyedeydi. Çünkü şehrin alınmasını Peygâmber Efendimiz hadislerle müjdelemişti. Bu müjdeye nail olmak isteyen pek çok hükümdar çeşitli zamanlarda şehri kuşatmıştı. Fakat şehrin surları bu tasavvurları akim bıraktı. 1453 yılında II. Mehmed şehri ele geçirdi ve Bizans Devleti’ni ortadan kaldırdı. Şehrin en büyük kilîselerinin camiye dönüştürülmesi geleneği gereği camiye dönüştürülen Ayasofya Kilîsesi, Osmanlı zamanında çok ciddi düzenlemeler ve tamiratlar görmüştür.

İlk olarak Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya Camii Vakfı‘nı kurarak ciddi miktardaki gelirleri Ayasofya’ya bağladı. Camiye dönüştürülen mabede mihrap, minare gibi yapılar eklendi. Ayasofya’da, Fatih’ten sonra da pek çok düzenlemeler yapıldı. II. Bayezid bir minare daha ekledi ve vakıfla alakalı yeni düzenlemeler yaptı. II. Selim zamanında camiye yeni minareler eklendi. Neredeyse her padişahın eklemeler ve düzenlemeler yaptığı Ayasofya’da I. Ahmed, II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid devirlerinde geniş çaplı tamiratlar yapıldı.

1.3. Cumhuriyet Döneminde Ayasofya

Ayasofya‟nın kilîseden camiye dönüştürülmesi Hristiyan dünyada, İstanbul‟un feth edilmesi kadar büyük bir etki yapmıştır. İstanbul’un yeniden ele geçirilmesi fikri her zaman canlılığını korumakla beraber, Ayasofya’ya yeniden hâkim olma fikri de Hristiyan dünyada oldukça yerleşmiştir.

Bu bağlamda özellikle Osmanlı Devleti’nin zayıf duruma düşmesini fırsat bilenler Ayasofya’nın tekrardan kilîseye çevrilmesi için çalışmalar yapmışlardır. Özellikle ülkedeki azınlık gruplar kilîselerce örgütlendirilmiş ve Ayasofya ile alakalı gizli çalışmalar yürütülmüştür. Hatta I. Dünya Savaşı sırasında İngilizler, Ayasofya’yı kilîseye dönüştürmeyi dahi düşünmüşlerdir. Millî Mücadele yıllarında da boş durmayan Rumlar, Ayasofya‘ya Yunan bayrağı ve bir çan takmayı bile planlamışlardı. İstanbul‟un işgali Ayasofya’nın korunmasına ayrı bir önem veren Osmanlı Devleti, camiyi koruması için ciddi bir askeri destek bile sağlamıştı. Çünkü Ayasofya‘ya yapılacak olan bir saldırı halk üzerinde ciddi bir etki yapabilirdi.




Cumhuriyetin ilanından sonra da faaliyetlerine devam eden Rumlar uluslararası her alanda Ayasofya’nın statüsünün değiştirilmesi için çalışmalar yaparlar. Bu çalışmaların bir eseri olarak Amerika’da bir enstitü kurulur ve Ayasofya’daki mozaiklerin ortaya çıkarılması iznini alarak Ayasofya Camii ibadete kapatılır. Ardından Devlet kurumları tarafından incelenen Ayasofya, 24 Kasım 1934’te müzeye dönüştürülür.

1453 yılından 1934 yılına kadar tüm Hristiyanların hayali Ayasofya’yı kilîseye dönüştürmekti. Bu hayalleri kısmen gerçekleşmişti. Fakat, artık Müslüman Türkler için de yeni amaçlar, yeni hayaller başlamıştı bu tarihte: Ayasofya’da yeniden namaz kılmak.

2. Ayasofya Ne Zaman İnşa Edildi?

Üçüncü yüzyılda Roma İmparatorluğu askeri, siyasi karışıklıkların yanı sıra dini yaşantısında da değişimlere tanıklık etmiş ve Hristiyanlar MS 313 yılına kadar zulme uğramışlardır. Bu durum MS 313 yılında Batı Roma İmparatoru Licinius ve Doğu Roma İmparatoru I. Constantinus tarafından MS 313 yılında yayınlanan Milano Fermanı’na kadar devam etmiştir. Böylece Hristiyanlara yapılan zulme son verilmiş, Hristiyanlara özgürlük tanınarak kilise, Roma kanunlarının koruması altına alınmış ve Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlaşma süreci başlamıştır. Bu süreçte Ayasofya inşa edilmiştir ancak “Ayasofya Ne Zaman İnşa Edildi ?” sorusunun tarih olarak net yanıtı konusunda bir takım belirsizlikler bulunmaktadır.

3. Birinci Ayasofya, İkinci Ayasofya ve Üçüncü Ayasofya

3.1. Birinci Ayasofya’nın Yapımı 1. Konstantin (324-337) 2. Konstantios (337-360)

Roma’nın ilk Hristiyan imparatoru I. Constantinus (İktidar yılları: MS 324-337) Roma’nın Hristiyanlaşma sürecini başlatmış ve Constantinopole’deki St. İrene Kilisesi, Aziz Havariler Kilisesi ve Ayasofya Kilisesi gibi birçok kilise inşa ettirmiştir. St. İrene Kilisesi’nin güneyinde konumlandığı bilinen I. Ayasofya’nın banisi konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır. VII. yüzyıldan sonra yaşayan bazı tarihçiler I. Constantinus’un Hristiyanlığa karşı göstermiş olduğu hoşgörü nedeniyle I. Ayasofya’nın yapımını ona mal etmişlerdir. Ancak MS 380-440 yılları arasında yaşamış olan kilise tarihi yazarı Sokrates I. Ayasofya’nın I. Constantinus tarafından yaptırıldığını bildirmekte, Constantinus’un hayatını anlatan Eusebios (d.260-ö.339) ise böyle bir kilisenin varlığından bahsetmemektedir.

Bu konudaki yaygın görüş, I. Ayasofya’nın yapımına I. Constantinus’un karar verdiği ancak II. Constantius döneminde yapının bitirilmiş olduğu yönündedir.




1. Ayasofya hakkında yazılmış risaleler ve modern kaynaklarda yapının planı ile ilgili olarak, günümüz Ayasofyası’ndan daha küçük olduğu, IV. yüzyılda Byzantium’un merkezi bir yerinde konumlandığı, bazilikal planlı, üst katta galerileri olan ve ahşap çatılı bir yapı olduğu belirtilmektedir. Ancak yapının üç geçitli (nefli/sahınlı)  ya da beş geçitli olduğu konusunda kesin bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca kilisenin yakınında bir vaftizhanenin (Olympas) ve ayin sırasında kullanılan kutsal kapların saklandığı bir hazine dairesinin (Skeuophylakion’un) yer aldığı da birtakım kaynaklarda ifade edilmiştir

Birinci Ayasofya’nın canlandırması
Birinci Ayasofya’nın canlandırması

MS 404 yılında İstanbul Patriği Ioannes Khrysostomos’un sürgün edilmesi nedeniyle çıkan isyan sonrasında meydana gelen yangında I. Ayasofya harap olmuştur ve halen izlerine ulaşılamamıştır.

3.2. İkinci Ayasofya’nın Yapımı 2. Theodosios (408-450)

MS 404 yılındaki yangında zarar gören I. Ayasofya, mimar Rufinus tarafından restore edilerek MS 415’te ibadete açılmıştır ve MS 415-532 yılları arasında kentin en büyük kilisesi olarak bilinmektedir. Günümüz Ayasofyası’ndan daha küçük olan II. Ayasofya’nın, sütunlu bir avluya sahip olduğu ve beş geçitli (nefli/sahınlı) bir bazilika olarak planlandığı düşünülmektedir.

Yakın çevresinde I. Constantinus zamanında yapılmış olan Aziz Nikolaus Kilisesi, şu an sadece zemin katı ayakta kalabilmiş olan Hazine Binası (Skeuphylakion) ve Ayasofya’nın batısında yer aldığı düşünülen Olympias Manastırı bulunmaktaydı.




İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü ve müzeler idaresi iş birliği ile 1935 yılında günümüz Ayasofyası’nın batı avlusunda yapılan kazılar da II. Ayasofya’nın sütunlu avlulu ve geçitli bir bazilika olduğu yönündeki bilgileri doğrulamakla birlikte Thedosius döneminde (MS 408-450) yapılmış olan II. Ayasofya hakkında sınırlı bilgiler vermektedir. Edinilen bilgilere göre ahşap kırma çatılı ve dikdörtgen bazilikal planlı II. Ayasofya’nın, merdivenlerle ulaşılan anıtsal bir kapıdan geçilerek ulaşılan kolonlu avlusunun (atriumun) bulunduğu; avlu ile ibadet mekânı arasında da bir narteksin yer aldığı düşünülmektedir.

İkinci Ayasofya’nın canlandırması
İkinci Ayasofya’nın canlandırması

Kazılarda ortaya çıkan direkler, korentiyen başlıklar, kabartmalarla süslü frizler ve II. Ayasofya’nın canlandırmalarından narteksin orta kapısının önündeki portiğin (direkliğin) diğer portiklerden daha yüksek olduğu ve cephesinde büyük bir üçgen alınlığın bulunduğu anlaşılmaktadır. Günümüz Ayasofyası’nı tehlikeye sokmaması için doğu yönündeki kazılar daha fazla ilerletilmemiş olduğundan II. Ayasofya’nın plan ve ölçüleri hakkında net bir bilgiye ulaşılamamıştır ancak, kilisenin yaklaşık 60 metre genişliğinde olduğu belirtilmektedir.

Scheineder’in II. Ayasofya Bazilikası anıtsal kapısının canlandırma
Scheineder’in II. Ayasofya Bazilikası anıtsal kapısının canlandırma

I. Iustinianos (MS 527-565) döneminde kendisine karşı başlatılan isyanda (Nika İsyanı) çıkan yangında yapı yakılarak yıkılmıştır1. Günümüzde kalıntıları Ayasofya’nın dış narteksinin kuzeybatısında yer almaktadır.

İkinci Ayasofya’nın ön avlusunun yapı öğeleri
İkinci Ayasofya’nın ön avlusunun yapı öğeleri (Fotoğraf F. Sema ERDOĞAN); Şekil (a)’da İkinci  Ayasofya’nın çatısının bir bölümü, Şekil (b)’de İkinci Ayasofya propylon pervazının köşesini oluşturan blok görülmektedir.

3.3. Üçüncü Ayasofya’nın Yapımı 1. Justinianus (527-565)

Dönemin tarihçisi Prokopios Nika Ayaklanmasından dolayı yeniden yapılan Ayasofya’dan şöyle bahsetmektedir:

…Nika İsyanıyla sadece imparatora karşı değil, Tanrıya karşı da olduklarını gösteren bu kişiler, çılgınlıkla harekete geçerek Hıristiyan kilisesini ateşe vermekte tereddüt etmediler (Bizanslılar o tapınağa Tanrıya en uygun ad olan Bilgelik (Sophia-Sophia) adını verirler) ama Tanrı, yenilendiğinde tapınağın ne kadar güzel olacağını önceden görerek, bu kadar büyük bir günaha izin vermişti…(Prokopios, 1994: 18).

Nika Ayaklanmasının ardından Justinianus ile Ayasofya’nın inşasına tekrar başlanmış ve İmparator’un kendisi yapının inşa sürecini bizzat takip etmiştir. Justinianus Ayasofya kilisenin yapımı için Miletoslu İsidoros ve Tralles (Aydın)’li Anthemios’u yapının mimarları olarak görevlendirmiştir.  Ayasofya’nın inşasına yeniden başlama projesi, 23 Şubat 532’de Nika Ayaklanmasından 40 gün sonradır. Justinianus, Theodosios’in Kilisesi’nin kalıntıları üzerine yeni Ayasofya’nın temeli attırdı. Justinianus, Ayasofya ile aynı zamanlarda yine Nika Ayaklanması zamanında yakılan Aya İrini kilisesini de tekrardan yaptırdı. Ama bu kiliseyi Bizans’ın en büyük ikinci kilisesi olarak yaptırdı çünkü birinci sıra Ayasofya’nındır. Bu yapılarla birlikte, iki kilisenin arasında kalan ve aynı isyanlar
sırasında yakılan Sampson bakımevi de tekrar inşa edilerek hizmete sokuldu.

İmparator’un inşaatın hızlıca bitmesini istemesinden dolayı yangından yanan eski yapının zemini tamamıyla temizlenmeyerek düzleştirilmiştir. Bundan dolayı kilesinin zemini eski yapıya göre yaklaşık 2,5 metre daha yüksek olmuştur. Yapıların inşaatında 1.000 usta ve 10.000 işçi inşaat sahasında görev yapmıştır. Daha evvel ki Ayasofya’nın yanarak yok olmasından dolayı bu yapıda ahşap kullanılmamıştır. Justinianus yapıyı hızlı
bir biçimde tamamlayabilmek için vergileri de artırmıştır. Kilise’nin tamamlanması Justinianus’un inşaatı takibiyle 5 yıl, 10 ay, 4 gün gibi kısa bir sürede 27 Aralık 537’de tamamlandı. Açılışı görkemli bir şekilde yapılmıştır. Justinianus patrik ile birlikte “Çok şükür Tanrı’ya ki, böyle bir yapının kurulmasına beni memur etti” ve sonrasında “ Ey Süleyman seni geçtim “ sözlerini söyleyerek Kudüs’teki Süleyman Mabedini vurgulamayı amaçlamıştır.




Yapı yaklaşık 31-33 metre civarında basık ve büyük bir kubbe çapına sahiptir. Böyle geniş bir kubbenin kütlesini taşımak amacıyla doğu- batı eksenli olmak üzere aşamalı olarak inen ve küçülen kubbelerle desteklenip, galeri kısımlarındaki duvarlarda payeler ve kemerlerle desteklenmiştir. Bu büyüklükteki bir kubbeyi böyle bir yapıyı örtmekte kullanmak aslında büyük bir cesaretin ve yapının bu kubbeyi taşımasının zorluğuna dikkat çekilmiştir. 557’deki depremin etkisiyle 7 Mayıs 558’de kubbe’nin doğu bloğu çökmüştür. İlk mimarlardan İsidoros’un yeğeni genç İsidoros kubbeyi eskisinden 6.25 metre daha yükseğe çekerek yeniden tasarlamış ve 24 Aralık 562 tarihi itibariyle ibadete açılmıştır

740 yılında olan bir başka depremde ise Aya İrini Kilisesi büyük zarar görmüş olmasına rağmen Ayasofya Kilisesi herhangi bir zarar görmemiştir. Deprem sonraki zamanlarda ikonakırıcılık döneminde 768 yılında Patrik Niketas’ın emri ile çoğu mozaik ikon ile birlikte bir kısım resimlerde ortadan kaldırılmış, üzerleri ya sıvanmış ya da harç ile
bezenmiştir.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Michelin Yıldızı Nedir? Restoranlar, Semboller, Kriterler, Denetçiler,

Per Tem 16 , 2020
Share on WhatsApp Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn Share on Email Share on TelegramMichelin Rehberi (Michelin Guide), Dünya’nın en köklü ve en önemli restoran değerlendirme kuruluşudur. Michelin Yıldızına sahip olan restoranlar özellikle gastronomi turistinin uğrak yeri olmaktadır. Michelin Yıldızı; verildiği restorana ün ve ekonomik zenginlik kazandırdığı […]
michelin-sembolller-yıldızlar-restoranlar