Biyosentrizm, Antroposentrizm ve Ekosentrizm Nedir?

Biyosentrizm, Antroposentrizm ve Ekosentrizm

Protagoras’ın ünlü “İnsan her şeyin ölçüsüdür” sözü, antroposentrik düşüncenin en kestirmeden ifade ediliş şekli olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Antroposentrik düşüncelerin, isimleri ne olursa olsun, paylaştıkları belli temeller bulunmaktadır. Antroposentrizme göre insan ya da özü itibariyle iyi olan kavramlar dışında hiçbir şeyin içsel değeri, yani sadece varoluşundan kaynaklı bir değeri bulunmamaktadır.

Biyosentrizm, diğer canlılara karşı insanların duyarsızlığına karşı çıkan bir paradigmadır. Schweister’in 1923 yılında yayımladığı eseri Uygarlık ve Etik (Civilization and Ethics), biyosentrik düşüncenin ilk ürünü olarak kabul edilse de 1980’lere kadar felsefi anlamda bir çalışmanın ortaya atılmadığı görülmektedir. Hayvan hakları hareketi, biyosentrik düşünceyle antroposentrizmin sıklıkla çarpıştığı bir arenaya felsefi anlamda zemin hazırlamıştır.

Biyosentrik düşünce, öncülü olan antroposentrizmle, etik anlamda ardılı olarak değerlendirilebilecek ekosentrizmin iki ucunda farklı düşünce biçimlerini içerir. İnsanın içsel değerinin sebebi olarak rasyonaliteyi ve insanların amaç-sonuç gibi düşünceler etrafında düşünebilme yeteneğini savunan antroposentrizme karşı çıkan biyosentrizm, argümanını sadece insanların içsel değerinin olması gerektiği sonucuna vardırılamayacağını savlar. İnsan dışında kalan diğer canlıları araç haline getirip onların herhangi bir nesneden farklı olmadığı fikriyle yola çıkarken antroposentrizm, aslında bu canlıların hissettiğini ve acı çekebildiğini, daha net olarak canlı olduklarını görmezden gelir. Kısaca, antroposentristlere göre taş ile kedi arasında araçsal anlamda herhangi bir fark yoktur. Ayrıca, bu durum canlıları da aynı şekilde değerlendirmek anlamına gelir. Yani, merkezi sinir sistemi bir insanınki kadar gelişmiş olan köpek de herhangi bir merkezi sinir sistemine sahip olmayan meşe ağacı da insan için faydasına bağlı olarak bir değere tabi olur. Bu iki mevzu, biyosentrizm tartışmalarında önemli bir yer tuttuğu gibi, antroposentrik düşüncenin, biyosentrizme cevap verme fırsatını bulması bu çerçevede olağan olmaktadır.

Biyosentrik düşünce, ahlaki değerlendirmeleri hangi kapsamda içerisine alması gerektiğine yönelik yaptığı ayrışmalarla farklılaşmaktadır. Etik tartışmalar, ahlaki ölçütlere neyin tabi olduğunu tartışırken, diğer taraftan tabi olanlar ile insanın ilişkisini, yani insanların o şeye karşı sorumlulukları ile o şeylerin -en azından- yaşama hakkını gündeme getirmektedir. Bu durumda, bir paragraf önceki konuların ışığında, biyosentrizmin canlıları, farklı değerlendirmelere bağlı olarak ayrıştırması kaçınılmazdır. Canlı olduğu kuşku götürmez olan bir bakteri ile, insanlar ile yüzlerce yıldır birlikte yaşayan bir kedi, insanların onlara karşı sorumluluğu ve yaşama hakkı bağlamında aynı değerlendirilebilir mi? Diğer bir soruyla, canlılar arasında insandan başka hangileri içsel değere sahiptir? Biyosentrizm, işte, bu soruya yönelik temel varsayımlarıyla düşünüldüğünde sentientalizm, biyoçeşitlilik ve doğaya saygı kavramlarıyla farklı tema ve çerçevelerde değerlendirilebilir.

Sentientalizm canlıları hissetmelerine bağlı olarak sınıflandırırken onları yüksek ve düşük canlılar olarak ikiye ayırır. Bu ayrımın temelinde “hisli olma durumu” bulunmaktadır. Sentientalizmin içinde hisli olma durumu tartışmalıdır ve sentientalistlere göre hisli olmak farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Singer’a göre bu kavram haz ve acının farkında olmakken, Feinberg ve Regan daha da sınırlandırarak geleceğe yönelik mücadeleyi temel alır. Sentimentalizm, bütün canlıları içermemesi ve içine dahil etmediği canlıları etiğin alanı olarak görmemesi bakımından biyosentrik bir düşünce olarak görülmese bile, içine aldığı katmanlar bakımından antroposentrizm ve biyosentrizmin arasında bulunurken, antrosentrizmin düşünce kalıplarını yıkması sebebiyle biyosentrik düşünceye daha yakın olarak değerlendirilebilir.

Ekosentrizm, adından da anlaşılacağı gibi antroposentrizm ve biyosentrizmden farklı olarak çevreyi merkeze alan bir anlayıştır. Antroposentrizmde sadece insan; biyosentrizmde sadece ekosistemin biyotik ögeleri içsel değere, birey birey sahipken ekosentrizm bu durumu ekosisteme yayarak ekosistemin kendinden bir içsel değeri olduğunu savunur. Ekosistemin bütün olarak ele alınması, yani bütünü parçadan öncelemesi sebebiyle ekosentrizm bütüncülcü bir anlayıştır. Dolayısıyla, bireysel ya da türsel olarak yaşanan bir sorun, ekosentrik düşüncede ekosistemin içinde aranır.

Kaynak: Mehtap Nur İndibi- TOPRAK ETİĞİ VE ELEŞTİREL SOSYAL TEORİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Motivasyon Nedir?

Per Tem 9 , 2020
Share on WhatsApp Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn Share on Email Share on TelegramBireylerin kendi arzu ve istekleri doğrultusunda belirli bir amacı gerçekleştirmek için çeşitli davranışlar sergilemelerini ifade eden “motivasyon”, kişilerin çevrelerinden ya da kendilerinden kaynaklanan ve onları istenen ve beklenen doğrultuda davranmalarına ve hareket etmelerine […]
motivasyon-nedir