İnsanlara Yaklaşımın ve Onları Etkilemenin 6 Paradigması

Hepimiz bir toplum içerisinde insanlarla karşılıklı iletişim halinde yaşayan insanlarız. Bulunduğumuz toplumsal yapıdaki rolümüz, konumumuz, iş ve özel hayatımız nedeniyle sürekli olarak yaşadığımız etkileşimlerde aktif veya pasif olarak rol alırız. Kimi zaman işimiz gereği bilinçli olarak insanları etki altına almaya çalışırken kimi zaman da ,örneğin alışveriş yaparken, etki altında kalmadan kararlar almaya özen gösteririz. Bu etki altına alma ve etki altında kalma konularında bilinçli ve bilgili olmak yaşadığımız sosyal ortamda ayaklarımızın yere daha sağlam basmasını, seçeneklerimizi daha iyi görmemizi ve başarılı olma yolunda attığımız adımların, verdiğimiz kararların daha akılcı olmasını sağlayacaktır.

İnsanlara yaklaşım ve onları etkileme konusundaki 6 yaklaşımı şu şekilde özetleyebiliriz;

  • Kazan/Kazan
  • Kazan/Kaybet
  • Kaybet/Kazan
  • Kaybet/Kaybet
  • Kazan
  • Kazan/Kazan ya da Anlaşma Yok

kazan kazan

Kazan/Kazan

Kazan/Kazan, her türlü insani etkileşimde sürekli olarak karşılıklı yarar arayışında olan, düşünce ve duyguya dayalı bir zihniyettir. Kazan/Kazan, anlaşma ya da çözümlerin iki taraf için de yararlı ve tatmin edici olması anlamına gelir. Bir Kazan/Kazan çözümünde tüm taraflar karardan memnun kalır ve hareket planına karşı bağlılık hisseder. Kazan/Kazan, yaşamı rekabete değil, işbirliğine dayalı bir arena olarak görür. Çoğu kişi ikilikleri bağlamında düşünme eğilimi gösterir; güçlü ya da zayıf, iyi ya da kötü, kaybet ya da kazan. Ama bu tür düşünce tarzı temelde sakıncalı olabilmektedir. İlkelerden çok, güç ve mevkiye dayanır. Kazan/Kazanın temelinde ise, ortadaki varlığın herkese yetecek kadar olduğu, bir kişinin başarısının diğerlerinin başarısızlığını gerektirmediği, ya da onların başarısını dışlamadığı yaklaşımı vardır.

kazan kaybets

Kazan/Kaybet

Kazan/Kazanın bir alternatifi olan Kazan/Kaybet; “Ben kazanırsam, sen kaybedersin.” der.

Liderlik tarzında Kazan/Kaybet otoriter bir yaklaşımdır; “benim istediğim olur. Senin istediğin olmaz.” Kazan/Kaybet paradigmasına bağlı insanlar istediklerini elde etmek için konum, güç, vekalet, mal mülk ya da kişilikten yararlanmaya yatkındır.

Çoğu kişiye doğumdan itibaren Kazan/Kaybet senaryosu derinlemesine işlenir. Devreye giren etkili güçlerin birincisi ve en önemlisi ailedir. İnsanlar çocukken bir başkasıyla karşılaştırıldığında bu tür karşılaştırmalara dayanarak sabır, anlayış ya da sevgi gösterildiği veya esirgendiğinde Kazan/Kaybet düşüncesi benimsenir. Sevgi koşullu olarak verildiğinde sevginin kazanılması gerektiğinde kendilerine verilen mesaj değerli veya sevilesi olmadıklarıdır. Değer, onların içinde değil, dışındadır. Başka biriyle ya da bir beklentiye göre kıyaslanma sonucu elde edilir.

Annesiyle babasının duygusal onayına ve desteğine son derece bağımlı olan, hayli savunmasız gencecik bir akıl ve yürek, koşullu sevgiyle karşı karşıya kalınca ne olur? Çocuk, Kazan/Kaybet düşüncesine göre kalıplanıp biçime sokulur ve programlanır.

“Erkek kardeşimden daha iyi olursam, annemle babam beni daha çok sever”

“Annemle babam beni kız kardeşim kadar sevmiyorlar. Herhalde onun kadar değerli değilim.”

Diğer bir güçlü senaryo kaynağı da yaşıtlardır. Bir çocuk önce annesiyle babasının kendisini kabul etmesini ister, sonra da yaşıtlarının. Bunlar kardeşleri de olabilir, arkadaşları da. Yaşıtların bazen ne kadar zalim olabildiklerini hepimiz biliriz. Çoğu zaman kendi beklentileri ve normlarına göre, bütünüyle ret ya da kabul ederler. Böylece Kazan/Kaybete uzanan yolda ek bir senaryo oluşur.

Okul yaşamı da Kazan/Kaybet senaryosunu güçlendirir. “Normal dağılım eğrisi” bir başkası C aldığı için sizin A aldığınızı söyler. Bireyin değerini, onu kendisi dışındakilerle karşılaştırarak yorumlar. İçsel değer taklit edilmez. Herkes dışsal olarak tanımlanır.

“Ah, sizi okul aile birliği toplantısında görmek ne hoş. Kızınızla gerçekten gurur duymalısınız on iyi 10 öğrenci arasında yer alıyor.”

“Buna sevindim”

“Ama oğlunuzun başı dertte. O en başarısız öğrencilerden.”

“Sahi mi? Ama bu korkunç bir şey! Bu konuda ne yapabiliriz?”

Bu tür karşılaştırmalı bilginin açıklamadığı şeyse, belki de kızın 8 silindirin 4’ü ile yol alırken, oğlun 8 silindirini birdençalıştırdığıdır. Ancak insanlar potansiyellerine ya da mevcut kapasitelerinin tamamını kullanıp kullanmadıklarına göre değerlendirilmezler. Diğer insanlarla karşılaştırılarak derecelendirirler. Dereceler ise toplumsa değer taşıyıcısıdır; fırsat kapılarını açar ya da kapatır. Eğitim sürecinin özünde işbirliği değil, rekabet vardır.

Bir diğer güçlü programlama aracı, özellikle lise ya da üniversitedeki gençler için spordur. Geliştirdikleri temel paradigmaya göre, hayat büyük bir oyundur; bazılarının kazandığı, bazılarının da kaybettiği bir maçtır.

Gerçekten rekabete dayalı ve güven düzeyinin düşük olduğu durumlarda, Kazan/Kaybet düşüncesine yer vardır kuşkusuz. Ancak yaşamın önemli bir bölümü rekabetten ibaret değildir. Her günümüzü eşimizle, çocuklarımızla, iş arkadaşlarımızla, komşularımızla ve dostlarımızla rekabet ederek geçirmek zorunda değiliz. “Evliliğinizde kim kazanıyor?” sorusu gülünçtür. İki kişi de kazanmıyorsa, ikisi birden kaybediyor demektir.

Hayatın büyük bir kısmı bağımsız değil, karşılıklı bağımlı bir gerçekliktir. İstediğiniz sonuçların çoğu sizinle başkaları arasındaki işbirliğine bağlıdır. Kazan/Kaybet zihniyeti ise bu işbirliğini engelleyerek benim kazanmam karşımdakinin kaybetmesini gerektiriyorsa, karşımdakini umursamam yaklaşımını getirir.

kazan kaybet

 Kaybet/Kazan

Bazı insanlar da Kazan/Kaybet yaklaşımının tersi olan Kaybet/Kazan’a göre bir paradigmayı benimserler.
‘Ben kaybettim, sen kazandın.’
‘Haydi! Bana istediğini yap.’
‘Yine beni ez bakalım. Herkes öyle yapıyor zaten.’
‘Ben kaybetmeye mahkûmum. Her zaman kaybettim.’
‘Ben barışçıyım. Barışı korumak için her şeyi yaparım.’
Kaybet/Kazan, Kazan/Kaybet’ten de kötüdür, çünkü standartları yoktur; ne istekleri, ne beklentileri, ne de vizyonu vardır. Kaybet/ Kazan diye düşünen kişileri genellikle çabucak hoşnut edebilir ya da yatıştırabilirsiniz. Onlar beğenilmek ya da kabul edilmekten güç almaya çalışırlar. Kendi duygularını ve inançlarını açıklayacak cesaretleri pek yoktur. Başkalarının ego gücü onları kolaylıkla sindirebilir.
Görüşmelerde, Kaybet/Kazan, teslim olma -boyun eğme ya da vazgeçme- gibi görülür. Liderlik tarzında ise, hoşgörü ya da gevşeklik sayılır. Kaybet/Kazan, iyi insan olmak demektir; oysa ‘iyi insanlar yarışta sonuncu gelirler’.
Kazan/Kaybet diye düşünenler, Kaybet/Kazan zihniyetli kişileri severler, çünkü onların sırtından geçinebilirler. Zayıflıklarına bayılır ve bundan yararlanırlar. Bu tür zayıflıklar, kendi güçlerini tamamlar.
Ancak sorun şu ki, Kaybet/Kazan diye düşünenler, pek çok duyguyu içlerine atarlar. Dışa vurulmayan duygular ise hiçbir zaman kaybolmaz; diri diri gömülür ve sonradan çok daha çirkin bir biçimde ortaya çıkar. Psikosomatik bozukluklar, özellikle solunum, sinir ve dolaşım sistemi hastalıkları, çoğu zaman Kaybet/Kazan zihniyetinin baskı altında tuttuğu birikmiş öfke, derin düş kırıklığı ve boşa çıkan umutların yeniden canlanmasıdır. Bastırılmış duyguların diğer belirtileri de haddinden fazla öfke ve hiddet, hafif tahrike karşı aşırı tepki ve kuşkuculuktur.
Duygularını sürekli bastıran, onları aşıp daha yüksek amaçlara ulaşamayan insanlar, bu durumun özgüvenlerini zedelediğini ve sonuçta başkalarıyla olan ilişkilerinin niteliğini etkilediğini görürler.
Kazan/Kaybet de, Kaybet/Kazan da, kişisel güvensizliklere dayalı zayıf konumlardır. Kısa vadede Kazan/Kaybet daha fazla sonuç üretir, çünkü çoğu zaman tepedeki insanların kayda değer güçlü yanlarından ve yeteneklerinden yararlanır. Kaybet/Kazan ise daha başından zayıf ve karmaşıktır.
Pek çok yönetici, müdür ve anne-baba, sanki bir sarkaca bağlıymış gibi Kazan/Kaybet düşüncesizliğinden Kaybet/Kazan gevşekliğine gidip gelirler. Kargaşaya ve düzen, beklenti, disiplin eksikliğine artık dayanamadıkları zaman Kazan/Kaybet’e dönerler. Ama daha sonra suçluluk duygusu bu azimlerini zayıflatır ve tekrar Kaybet/Kazan’a dönmelerine yol açar. Ardından öfke ve hayal kırıklığı onları yine Kazan/Kaybet’e gönderir.

lose-lose
Kaybet/Kaybet

Kazan/Kaybet zihniyetli iki kişi bir araya geldiğinde -yani iki kararlı, inatçı, ego düşkünü birey etkileşim kurduğunda- sonuç Kaybet/Kaybet olur. İkisi de kaybeder. İkisi de kinlenip ‘geri dönmek’ ya da ‘ödeşmek’ ister. Cinayetin intihar, intikamın ise iki yanı keskin bir kılıç olduğunu göremezler.
Kaybet/Kaybet, aynı zamanda kendi yönünü bulamadığı için çok mutsuz, başkalarına fazlasıyla bağımlı olanların da felsefesidir ve onlar, herkesin kendileri gibi olmasını ister. ‘Hiç kimse bir şey kazanmazsa, belki de hep kaybeden biri olmak o kadar kötü sayılmaz.’

win

Kazan

Sık rastlanan bir diğer alternatif, sadece ‘Kazan’ diye düşünmektir. Bu zihniyetteki insanlar ille de bir başkasının kaybetmesini istemezler. Bunun konuyla bir ilgisi yoktur. Önemli olan, sadece istediklerini elde etmektir.
Yarışma ya da rekabete gerek olmadığında, Kazan, günlük görüşmelerde belki de en yaygın yaklaşım tarzıdır. Yalnızca kazanmadı düşünen bir kişi, her şeye kendi çıkarları açısından bakar. Başkalarını da kendi başlarının çaresine bakmaya bırakır.

no agreement

Kazan/Kazan ya da Anlaşma Yok

Bu insanlar iki tarafın da kabul edebileceği sinerjik bir çözüm elde edemediklerine göre, Kazan/Kazan’ın daha da ileri bir ifadesi olan ‘Kazan/Kazan ya da Anlaşma Yok’ yolunu seçebilirler.
“Anlaşma Yok” yöntemi, temelde şu anlama gelir: İkimizin de işine yarayacak bir çözüm bulamıyorsak, anlaşamadığımız konusunda dostça mutabık kalırız. Anlaşma Yok. Ne bir beklenti yaratılmış, ne de performans sözleşmeleri hazırlanmıştır. Sizi işe almam, ya da belirli bir işi birlikte üstlenmeyiz; çünkü değerlerimizin ya da hedeflerimizin birbirine zıt olduğu açıkça bellidir. Bunu başlangıçta fark etmek çok daha iyidir; beklentiler yaratılıp da her iki taraf düş kırıklığına uğradığı zaman iş işten geçmiş olur.
Anlaşma Yok seçeneğini göz önüne aldığınızda kendinizi özgür hissedersiniz, çünkü insanları yönlendirmeniz, kendi programınızı kabul ettirmeniz, istediğinizi elde etmek için savaşmanız gerekmez. Açıkça konuşabilirsiniz. Olayların temelindeki daha derin sorunları gerçekten anlamaya çalışabilirsiniz.
Anlaşma Yok bir seçenek olduğunda dürüstçe, ‘Ben sadece Kazan/Kazan yolunu denemek istiyorum,’ diyebilirsiniz. ‘Hem kazanmayı, hem de sizin kazanmanızı arzu ediyorum. İstediğimi elde ederken sizin bundan hoşnut olmamanızdan rahatsız olurum. Çünkü bu duygunuz ileride su yüzüne çıkar ve aramızda soğukluk yaratır. Öte yandan, istediğinizi elde etmenize boyun eğersem, bunun da sizin hoşunuza gideceğini sanmıyorum. Onun için sizinle Kazan/ Kazan için çalışalım. Bunu gerçekten planlayıp şekillendirelim. Bir yolunu bulamazsak, o zaman anlaşma yapmayacağımızı şimdiden kabul edelim. İkimize de doğru gelmeyen bir kararı kabul etmektense, hiç anlaşma yapmamamız daha iyi olur. Böylece belki ileride bir araya gelebiliriz.
Karşılıklı bağımlı gerçekliklerde Kazan/Kazan’dan daha azı, zayıf bir ikinci seçenektir ve uzun vadeli ilişkileri etkiler. Bu etkinin bedelini dikkatle düşünmek gerekir. Gerçek bir Kazan/Kazan’a ulaşamıyorsanız, çoğu zaman Anlaşma Yok seçeneğini yeğlemeniz daha iyi olacaktır.
Kazan/Kazan ya da Anlaşma Yok, aile ilişkilerinde inanılmaz bir duygusal özgürlük sağlar. Örneğin, aile üyeleri herkesin hoşuna gidecek bir video kaset üzerinde anlaşamıyorsa, başka bir şey yapmaya karar verebilir. Bu Anlaşma Yok seçeneği, bazı kişilerin
diğerlerinin sıkılması pahasına akşamın keyfini çıkarmalarından daha iyidir.Kazan/Kazan ya da Anlaşma Yok yaklaşımının en gerçekçi olduğu nokta, bir iş ilişkisi ya da girişiminin başlangıcıdır. Devam eden bir iş ilişkisinde, Anlaşma Yok uygun bir seçenek olmayabilir. Özellikle aile işlerinde ya da başlangıçta dostluk temeline dayanan işlerde ciddi sorunlara yol açabilir.
İnsanlar, ilişkiyi korumak için bazen yıllar boyunca art arda özveride bulunur ve Kazan/Kazan’dan söz ederken Kazan/Kaybet ya da Kaybet/Kazan diye düşünürler. Bu, hem insanlar hem de iş bakımından ciddi sorunlar yaratır; özellikle de rakipler Kazan/Kazan ve sinerjiye dayanarak çalışıyorsa.
Anlaşma Yok seçeneği olmadığında, bu tür pek çok iş bozulmaya başlar; ya başarısızlığa uğrar ya da yönetimin profesyonellere
devredilmesi gerekir. Deneyimler şunu göstermiştir: Aile içinde ya da dostlar arasında bir iş kurulacağı zaman, ileride bir Anlaşma Yok olasılığının çıkabileceğini kabul edip, bir tür ‘al/sat’ anlaşması yapmak genelde en iyisidir. Böylece iş, ilişkiyi kökünden mahvetmeden gelişebilir.
Kuşkusuz, Anlaşma Yok seçeneğinin uygun olmadığı bazı ilişkiler de vardır. Bir Anlaşma Yok seçeneği uğruna çocuğumu ya da eşimi terk etmem. (Gerekiyorsa, Kazan Kazan’ın daha düşük düzeyli bir şekli olan uzlaşma yoluna gitmek daha iyidir.) Ama pek çok durumda, görüşmeye tam bir Kazan/Kazan ya da Anlaşma Yok tutumuyla başlamak mümkündür. Bu tutumun sağladığı özgürlük ise inanılmayacak kadar büyüktür.

(Stephan R. Covey- “Etkili İnsanların / Alışkanlığı” kitabından)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Çiftler İçin İdeal 15 Mükemmel Tatil Yeri

Per Şub 15 , 2018
Share on WhatsApp Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn Share on Email Share on TelegramKakslauttanen Arctic Resort, Finlandiya Finlandiya’da vahşi doğanın ortasında, özel cam iglonuzun (kutup evi) içinde kızarmış ekmek yerken yıldızları ve eşsiz kuzey ışıklarını izlemekten daha romantik bir ortam hayal edebiliyo musunuz? Hayır, biz de […]
Klevan, Ukraine

Bu Yazıları da Okumak İsteyebilirsin