Liberteryenizm Nedir?

Liberteryenizm-nedir

Liberalizmin aşırı versiyonu olarak da nitelenen liberteryenizm, devletin mümkün olan en minimal seviyede var olması gerektiğini savunmaktadır.

Politik ve felsefi bir gelenek olarak liberteryenizm, politik meselelerde bireysel özgürlükleri öne çıkartan bir doktrindir. Her birey kendi eylemlerini belirleme özgürlüğüne ve diğer kişiler tarafından yapılan baskılara maruz kalmama hakkına sahiptir (rightful liberty). Ancak liberteryen teori herkesin her istediğini yaptığı bir düzeni öngörmez; hedonizme varan bir anlayışı savunmaz. Liberteryenizmin temel argümanı, bireylerin istediği her şeyi yapabilmesi olmakla birlikte, bu ilkenin sınırı, “zarar ilkesi” olarak tanımlanabilecek, bireyin başkasına zarar vermemesi düşüncesidir. Liberteryenler hukukun hâkimiyetinin teminat altına alındığı bir toplum önermektedirler. Hukukun hâkimiyetinden kasıt, bireylerin kendiliğinden oluşan ve yasal kurallar ile yönetilmesi, kanunlarda yazılı, önceden üzerinde anlaşılmış kurallara göre yapılan, uygulamaya konulan, geçmişe yönelik olmayan kanunlar tarafından yönetilmesidir. Liberteryenler için bir diğer önemli husus pozitif hukukun alanıyla ilgilidir.

Liberteryenler için asıl politik mesele birey ile devlet arasındaki ilişkilerdir. Bireylerin hakları nelerdir? Bu hakları en iyi nasıl bir devlet korur? Devletin gücünün sınırı ne olmalıdır? Bu gibi sorulara liberteryenler temel değer olarak kabul ettikleri özgürlük çerçevesinde cevap üretir ve özgürlüğü koruyacak siyasal sistemi savunur. Örneğin demokrasinin özgürlüklerin korunmasında elzem bir yönetim biçimi olduğu düşüncesi mutlak doğru olarak kabul edilmez.

Özgürlüklere yönelik en büyük tehlikenin devletten geldiğini kabul eden liberteryenler için en temel problemlerden birisi devletin alanının ne olması gerektiğidir. Devletin gerekli olup olmadığına veya sınırlarının ne olması gerektiğine dair, liberteryen teoride iki gruptan bahsedilebilir. İlk grupta sınırlı devlet taraftarları, yani devletin sadece kişilerin haklarını korumaya ve güvenliklerini sağlamakla yükümlü olduğunu düşünen minarşitler yer alır. Örneğin, Nozick devletin, sınırları belli bir toprak parçası üzerinde tek güç kullanma tekeline sahip otorite olarak bireylerin haklarını korumakla görevli olduğunu söyler. Sınırlar dâhilinde koruma işi polis, sınırlarda koruma işi askeriye ve uyuşmazlıkların çözümü mahkemeler aracılığıyla yerine getirilir. Kamu hizmetinde devletin gerekliliğini savunan liberteryenler, devletin hukukun tek kaynağı olduğu ve doğal hukuk ve ortak kabuller tarafından devletin sınırlandırılamayacağı düşüncesini reddederler. Özellikle evrimci gelenekten gelen liberteryenler, insan toplumlarında sınırlı özgecilik, göreli bilgisizlik, bilgi kıtlığı veya bireylerin genel bir eğilimi olan şimdiyi kazanma güdüsü, davranışları yönlendirmede bazı kuralların gerekliliği, hakların korunması ve değişimi kolaylaştırma gibi kesin evrensel koşulların ve özelliklerin var olduğunu öne sürerler. Mises‟in de belirttiği gibi, minamal devlet anlayışını savunan liberteryenler hukuki düzen ihtiyacına itiraz etmez, devleti kötülük veya katlanılması zorunlu bela olarak değerlendirmez.

İkinci grupta yer alan, Anarko kapitalistler, devletin gerekliliğini kabul etmezler. Devlet kurumlarının şiddeti bünyesinde barındırdığına, bütün devlet faaliyetlerinin özel- kâr amaçlı firmalar veya gönüllü kuruluşlar tarafından yapılabileceğine inanırlar. Bu gruptaki liberteryenler devletin olamayacağı yönündeki görüşlerini üç argümanla şekillendirirler. İlki, “rıza argümanı”, yani bir birliğin içindeki her bir bireyin açık ve gönüllü rızası ile oluşması gerektiği, gönüllülüğün alternatifinin zorlayıcılık olduğu fikrinden yola çıkarlar. Kişi, kiliseye, kulübe, derneğe gönüllü olarak katılıp, gönüllü bir şekilde bu birliğin bir parçası olurken; doğduğu toplumu seçememekte, devlet ve hukuk sistemini hazır bir şekilde bulmaktadır. Bu kabul devletin bazı kuralları uygularken baskı yoluna başvurmasını veya toplumsal yaşamı düzenlemesinin herhangi bir hukuki dayanağını zayıflatmaktadır. Ayrıca, ekonomik aktivitelerin bireylerin rızasına dayalı piyasa sürecinde gerçekleşebileceğini kabul ediyorsak, polis koruması ve mahkemelerin de rızaya dayalı sözleşmelerle işleyebileceğini kabul edebiliriz. İkincisi, “haklar argümanı” ise bireylerin yaşama hakkının kabul edilmesinin, onların aynı zamanda karşılaştıkları tehdide karşı devrolunmaz kendini savunma hakkını kabul etmeyi gerektirdiği düşüncesine dayanır. Bu görüşe göre, kişinin kendini savunmak için başka bir kişiyi kiralama hakkı ile kişinin kendini savunma hakkı çok ciddi farklılıklar içermez. Son olarak, “pragmatik argüman” ise; haklar kavramını daha güçlü vurgulayan ve devletsiz yaklaşımı daha çok benimseyen liberteryen yaklaşımdır. Liberal toplumun devletsiz de idare edilebileceğini, bu sistemin daha iyi çalışacağını, daha etkili olacağını ve devlete sahip toplumdan daha az yozlaşacağını kabul eder.

Liberteryenizmle ilgilenen birçok kişinin, doktrinin temel ilkeleri konusunda, bazen farklı değerleri öne çıkarsalar da, bazı noktalarda ortak oldukları görülür. Bu değerlerden ilki self ownership kavramı etrafında şekillenen “kendinin sahibi olan ve sorumluluklarını yerine getiren” birey anlayışı ve negatif özgürlüktür. İkincisi, klasik liberallerin gece bekçisi devlet anlayışından uzaklaşan, minimal devlet anlayışı veya devletin işlevlerinin özel şirketler aracılığıyla da yerine getirilebileceği düşüncesidir. Üçüncüsü, kendiliğinden gelişen düzen ve özgürlükleri geliştirici yönü ile serbest piyasanın önemidir. Dördüncüsü ise, barışa verilen önemdir.

Liberteryenizm ile ilgili bahsedilmesi gereken önemli belgelerden biri Amerikan Bağımsızlık Bildirgesidir. Liberteryen yaklaşımın benimsediği değerlerin neredeyse tamamı Jefferson‟un düşüncelerinde görülebilecektir. Bağımsızlık Bildirgesi‟nin temel maddeleri olan;

Hepimiz eşit yaratıldık, sosyal ilişkilerde hiç kimse özel bir hakka sahip değildir; hepimiz yaşam, özgürlük ve mutluluğu arama hakkına sahibiz; devletin tek bir amacı vardır, o da bu hakları korumakta bireylere yardımcı olmaktır, eğer bunda başarılı olamazsa, gerekli olmadığı için gitmek zorundadır.

ifadeleri yıllar önce ilan edilmiş ve liberteryen düşüncenin kalbinde yer alan sözlerdir.

Liberteryen anlayışta sadece birey seçim yapma özgürlüğüne sahiptir ve yaptığı eylemlerden sorumlu tutulabilir bir varlıktır. Bundan dolayı da liberteryenizmde birey, temel sosyal analiz birimi olarak kabul edilir. Bu kabul, bireyin, özerk olduğu düşüncesinden kaynaklanır. Bireylerin eylemlerinden ahlaki olarak sorumlu olduğunun kabul edilmesi, Batı felsefi düşünüşünde önemli kavramlardan biri olan ve liberteryenlerin de kabul ettiği “kendinin sahibi olma” (self ownership) kavramından kaynaklanır. Locke‟un “her bir bireyin kendisinin sahibi olduğu” düşüncesine dayanan self ownership kavramı, son dönemlerde siyaset felsefesinde mariuna bağımlılığı, kürtaj, ötenazi, gey hakları, lezbiyenlik, taşıyıcı annelik, sperm bankası, organ mafyası, fahişelik, hayvan hakları gibi konuların açıklanmasında önemli hale gelmiştir.

Barışın tesisinde silahsızlanma, özellikle nükleer silahların tasfiyesi ve zorunlu askerlik müessesesinin kaldırılması liberteryenlerin başvurduğu önemli argümanlardandır. Savaşsız bir uluslararası düzenin gerçekleşmesinin güç olduğunu fark eden liberteryenler, savaşı önlemeye yönelik farklı görüşler geliştirmiştir. Bu konuda özellikle ticaretin geliştirilmesi ve ulusların askeri güçlerinin sınırlandırılması üzerinde durmuşlardır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

İbrahim Şinasi - Hayatı ve Eserleri

Cum Ara 4 , 2020
Share on WhatsApp Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn Share on Email Share on Telegram1. Şinasi’nin Hayatı Yaşamı hakkında çok bilgi sahibi olamadığımız İbrahim Şinasi, genel kanıya göre 1826 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası topçubaşıdır ve 1829 yılında gerçekleşen Şumnu kuşatmasında şehit olmuştur. Annesi ise Esma Hanım’dır. […]
şinasi

Bu Yazıları da Okumak İsteyebilirsin