Mutlak Monarşi ve Meşruti Monarşi

mutlak-monarşi

Mutlak monarşide kral, hükümdar veya monarklar egemenliğin tek sahibi durumundadır. Bu gücü sınırlandırabilecek başka bir güç mevcut değildir ve yetkilerin tümü de hükümdar tarafından kullanılmaktadır.

Mutlak monarşiler, tarihsel açıdan uzun bir geçmişi olan ve bu nedenle de monarşi denilince akla gelen ve zihinde çağrışım yapan monarşi türüdür. Egemenliğin hükümdara ait olduğu, egemenliğe ait tüm yetkilerin kendisinde toplandığı ve bu yetkilerin hiçbir kişi ve organla paylaşılmadığı, sınırının da hukuk tarafından çizilmediği monarşilerdir.




Mutlak monarşilerde kuvvetlerin tümünü elinde bulunduran, devletin kendine ait olduğu iddiasında olan, meşruluğunu halka dayandırmayan bir yönetici bulunmaktadır. Devlet yönetimi belirli bir ailenin tekelindedir ve bu yönetim yetkisi aile bireylerinin doğal hakkı olarak görülür. Devlet yönetimini elinde bulunduran kişi yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin kullanıcısı durumundadır. Yani devlet başkanı yasayı yapar, uygular ve yeri geldiğinde yargılar veya hâkimleri kendisi tayin eder ve yetkilendirir.  Bazı monarşilerde ise egemenliğin kaynağı ilahidir. Monarklar, Tanrı’nın emirlerini yeryüzünde uygulayan kişiler olarak değerlendirilmektedir ve bu nitelikteki monarşiler teokratik monarşi olarak değerlendirilmektedir.

Modern devletin ortaya çıkışından 18. yüzyıla kadarki süreçte devletler her açıdan monarşiye göre yönetilmiştir. Çünkü hiçbir devlette devlet başkanı denilen makama seçim esası ile gelinmemekteydi. Monarşi hükümdarın sahip olduğu yetkiler yönünden de mutlak bir nitelik taşımıştır.

Bunların dışında mutlak monarşi ile meşruti monarşi arasındaki farklılığa da değinmek gerekmektedir. Zira meşruti monarşi; hükümdar veya kralın, saltanat haklarının bir kısmını sınırlayan ve hükümdarın, çoğunlukla; hükümetin değil de devletin başı olarak görüldüğü, kuvvetler ayrılığına dayalı monarşi türüdür. Bu monarşilerde, en az kral kadar önemlilik arz eden başbakan, bakanlar kurulu, parlamento gibi bağımsız organlar ortaya çıkmış ve hükümdar da dâhil bütün organlar, anayasa ve kanunların verdiği yetkiyi kullanmakta; yetkisi olmayan hiçbir eylemi de gerçekleştirememektedir.

Meşruti monarşide kanunlar yasama meclislerinde hazırlanır ve bu kanunların geçerlilik kazanması için devlet başkanının imzası gereklidir. Ancak devlet başkanının imzası sembolik bir karakterdedir. Buna göre devlet başkanı mecliste kabul edilmiş bir yasayı veto, meclisi fesih ve yasaları iptal etmek gibi yetkilere sahip durumda değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Yumuşak Kuvvetler Ayrılığı - Parlementer Hükümet Sistemi

Sal Ağu 11 , 2020
Share on WhatsApp Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn Share on Email Share on TelegramYumuşak kuvvetler ayrılığı yürütme ve yasama ilişkisinde dengeli bir ilişkiyi öngören hükümet sistemi için kullanılmaktadır ve sıklıkla kabul edildiği gibi parlamenter hükümet sistemi yumuşak kuvvetler ayrılığının en önemli örneği durumundadır. Genel anlamıyla yasama […]
Yumuşak Kuvvetler Ayrılığı