Vergi Nedir? Neden Vergi Verilir?

vergi

Vergi kamusal giderlerin karşılanması başta olmak üzere, devletin işlevlerini yerine getirebilmesi için tek taraflı, zora dayalı ve karşılıksız olarak aldığı ekonomik değerlerdir.

İnsanların topluluk halinde yaşamaları kadar eski bir geçmişe sahip olan vergi ile ilgili bir Sümer tabletinde “…bir beyiniz, bir kralınız olabilir, ancak asıl korkulacak olan bir vergi memurudur…” yazılı olduğu söylenir. Tabletteki yazı; vergi, toplum ve bir organizasyon olarak devlet ilişkisi üzerinden vergiyi öne çıkarmaktadır.

Devletlerin kamusal faaliyetleri gerçekleştirirken oluşacak giderleri karşılamak için başvurduğu kaynakların başında gelen vergi, devletin yürürlükte olan yasalar çerçevesinde zora dayalı olarak, doğrudan karşılığı olmaksızın gerçek ve tüzel kişilerden aldığı ekonomik değerlerdir. Vergi, devletin egemenliği altında bulunanlardan tek taraflı, karşılıksız ve zora dayalı olarak aldığı ekonomik değerleri ifade eden bir iktisadi terimdir.




Kanun terimi ile vergi terimi arasında doğrudan bağ kurulmaktadır. Hatta resmi kayıtların tutulduğu defter ve toprak vergilerinin kaydedildiği liste için geçmişte kanun teriminin kullanıldığını, dolayısıyla kanun teriminin özünde mali kuralların bulunduğunu, ancak kanun teriminin zamanla genişleyen anlamı ile Sultanın idareci olmasından dolayı sahip olduğu yetki ile şeriattan bağımsız olarak ortaya koyduğu hukuki emirleri ifade etmekte kullanıldığını belirtilmektedir.

Yukarıda ifade edildiği üzere yapılan tanımlar çeşitli olmakla beraber özünde hepsi vergiyi, çağımız itibariyle egemen güç olan devletlerin topluma dönük olarak sunacağı her türlü hizmetin finansmanı için, kanunlara dayanarak, egemenlik alanında bulunan tüzel ve gerçek kişilerden, zorunlu olarak ve doğrudan bir karşılık sunmaksızın aldığı ekonomik değerler esasına dayandırmaktadır. Vergi bu yönüyle devletlerin salt topluluk olarak ortaya çıkışından beri süregelen tartışmalı bir konu hatta bilim dalı olan devlet ne yapmalı ya da yapmamalı konusu ile iç içe geçmiş olarak, her tüzel kişiliğe sahip bir varlık gibi devletin tek bir işlevi olacaksa dahi ikinci işlevinin de zorunlu olarak mali işlev olacağı gerçeğini bizlere her zaman hatırlatmaktadır. Öyleki 1929 Büyük Buhran ile genel olarak yıkıma uğrayan Klasik Görüşün üzerine inşa edilen Keynesyen Görüşün ağırlıkta olduğu günümüzde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi en liberal devletler dahi güvenlik, adalet gibi tam kamusal mal ve hizmet haricinde birçok işleve sahiptir.

Tüm devletler için olmazsa olmaz bir nitelikte olan bütçe gelirlerinin, günümüz itibariyle piyasa koşullarının geçerli olduğu ülkelerde ortalama %90’ı gibi en önemli kaynağını vergi oluşturduğundan olsa gerek, ülkemizde Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişte çıkan ilk kanun 1920 tarihli ve 1 sayılı Ağnam Vergisi Kanunu olarak bir vergi kanunu olmuştur. Ülkemizde geriye doğru bakıldığında öküz arabasının izi için alınan vergi, kadınlardan ikinci defa evlendiği zaman alınan vergi, bıyık vergisi, peruk vergisi, çizme vergisi, sakal vergisi, baca vergisi, 18-45 yaş arası erkeklerden alınan vergi, varlık vergisi gibi günün koşullarına uyarlı farklı vergilerle karşılaşılmaktadır.

2018 yılında ülkemiz bütçe gelirlerinin %86,75’inin vergi gelirlerinden oluşması, çağımızda yaygın olarak kamu harcamalarının %90 gibi yüksek bir oranda vergi gelirleri ile karşılanmaktadır. Toplam kamu gelirleri içerisinde bu denli yüksek bir gelir kaynağı olan verginin toplanmasının temel dayanağı, Anayasamızın “VI. Vergi ödevi” başlıklı 73’üncü maddesi olup buna göre;

MADDE 73- Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.

Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.

Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir.

Bir ülkede yürürlükte bulunan vergi ve vergiye ilişkin mevzuatın bütünü vergi sistemi olarak adlandırılmakta olup, Türk vergi sistemi Osmanlı’dan devir alındığında bir süre mevcut görünümünü korumuştur. Daha sonra yapılan çalışmalar neticesi 1926 yılında 621 yıllık Osmanlı döneminin ana vergisi olan Aşar Vergisinin kaldırılarak yerine çağa uygun beyana dayalı Kazanç Vergisi getirilmesi, 1949 yılında Gelir Vergisi (GV), Kurumlar Vergisi (KV) ve Vergi Usul Kanununun (VUK) getirilmesi ve 1985 yılında da Katma Değer Vergisi (KDV)’nin getirilmesi şeklinde önemli reformlara tabi tutulmuştur (Güvemli, 2011: 239)

Çağımız vergi sistemleri, mükellefin gelirini yine mükellefin kendisinin en doğru biçimde bileceği varsayımına dayanarak, günümüz koşullarında mükellefin çoğunlukla elektronik ortamda vergi idaresine bildirmesi ve idarenin de ödenecek vergiyi hesapladığı beyan esasına dayanmaktadır. Bu sebeple Türk vergi sistemi de beyan esaslıdır. Çünkü yürürlükte bulunan yasalara göre beyan esaslı olarak, mükellefin beyana tabi gelirlerini yine en doğru şekilde rasyonel olan mükellefin bileceği ve kendisi için de uygulaması beklenir.

Çağa uygun vergi sistemlerinde beyan esasının kural olmasına paralel olarak Türk vergi sisteminde yasal olarak durum böyledir. Örneğin 31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 83’üncü maddesinin “Aksine hüküm olmadıkça, Gelir Vergisi mükellefin veya vergi sorumlusunun beyanı üzere tarh olunur.” hükmü bulunmaktadır. Ancak söz konusu hükme rağmen Tablo 1’den de görüleceği üzere gelir vergisi özelinde beyanname esasının tevkifat esasından çok geride kalması dolayısıyla, Türk vergi sisteminde beyanname verilmesi istisna tevkifat yapılması ise kural görünümü sergilemektedir.

Kaynak: Cemal DEMİRKOL-VERGİ DENETİM KURULU BAŞKANLIĞININ KURULMASININ VERGİ DENETİMİ VE TAHSİLATI İLİŞKİSİNE ETKİSİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Ekoturizm Nedir? 🌄

Sal Ağu 25 , 2020
Share on WhatsApp Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn Share on Email Share on TelegramEkoturizm, doğal alanlar ve farklı kültürler hakkında deneyim ve bilgi edinmek isteyen turistlerin yollarını ortaklaşa yönlendirmek ve ortaklıklar kurmak için bir platform olarak ortaya çıkmış, alternatif turizm türünün gelişmekte olan bir alt türüdür. […]
ekoturizm