Yapı Eylemi – İlk Barınaklar

Çevre koşullarım kabullenme yerine, aktif girişimleri ile o koşulları denetlemeyi, kendi yaptığı öğeleri ve emeğini de katarak çevresini değiştirmeyi, düzenlemeyi, yeni ve yapay çevreler oluşturmayı amaçlayan davranış biçimi bütün canlılar içinde sadece insana özgüdür.

İnsanın en belirgin davranışı tüm maddi ve manevi gücünü doğayı denetlemeye yönelik olarak kullanmasıdır. Bütün girişimleri önce doğal çevrede yararlılık sağlamayı amaçlayan değişimler gerçekleştirmek sonra da daha uygun koşullar içeren yapay çevreler okutulmaktır.

İnsanın yaşamındaki gezgin avcı kimliği sürmekle birlikte, beslenmesi ile ilgili olarak besininin bir kısmım tohumladığı topraktan elde etme başarısına ulaştığında, ona bağlılığı da o oranda artmıştır.

Gezginci yönü toprağa bağlanıp yerleşik niteliğe dönüşmüştür. Doğal olarak tarımsal üretim için uygun bulduğu, kök salmak, yerleşmek üzere seçtiği ortamdaki topraklarda, ana dürtüsü doğrultusunda yaşamını güvenceye almayı sağlayacak, onu ve yakınlarını tüm tehlikelerden koruyacak, rahata ulaştıracak, silahlanıp besinini, kıymetli eşyalarım saklayacak nitelikte bir barınağı inşa etme çabasına girişecektir. Benzer nedenlere bağlı olarak gerçekleştirilen diğer barınakların birlikteliğinden doğan ve oluşan yerleşme dokusu geleceğin kent dokusunun nüvesini oluşturacaktır.

Yapı eylemi en geniş anlamda bir sınırlama ve yalıtım işlemidir. Dış ortamdaki uygun olmayan koşullardan farklı ve istenilen koşulların geçerli olacağı yeni bir ortam elde etmek amacıyla belirlenen bir parçanın sınırlanması çevrelenerek yalıtılarak ayrılması işlemidir

Uygarlık tarihinin labirentlerinden geçerken mimarlık kavramı ile özdeşleşen yapı eyleminin, insan yaşamı sürdükçe son bulmayacak olan ivmeli, değişken uzun ve olağanüstü Odyssee’sinde ilk adım günümüzden 30.000 yıl öncesinde Neanthropien’lerin ayağı ile atılacaktır.

Bu amaca yönelik olarak:

• Üç boyutlu bir mekân kurgusundan çok iki boyutlu yüzeysel nitelikte bir yapı öğesi olan rüzgar çiti,

• Strüktür olarak denge ilkesine dayanan, ağaç gövdeleri, saz, yaprak vb. doğal, bitkisel malzemelerin ve av derisinin çatma yoluyla birleştirilmesi ile elde edilen koni biçimindeki kulübe,

• Toprağın oyulmasıyla sınırlanan boşluğun açık kalan üst kısmının, yan yana dizilen ağaç gövdeleri, çalılar, sazlarla örtülüp kapanması sonucu tamamlanan sığınak,

• Gerek ortamdaki kayalardan ayrılan kitlelerden elde edilen doğal blokların değerlendirilmesi, gerekse toprağın yoğurulması, kalıplanıp, biçimlendirilmesi veya pişirilmesi yoluyla üretilen ilk yapay yapı malzemesi olan aynı boyuttaki öğelerin (kerpiç tuğla) yan yana üst üste dizilerek örülmesi ilkesi ile inşa edilen barınaklar vb. arkeolojik çalışmaların ortaya çıkardığı öncü örnekler basit, küçük, yalın veya az bölüntülü, önemsiz yapılardır.

Gerçekleştirilmeleri için bireysel gücün ve sınırlı emeğin, aracın kullanılması yeterlidir.

Bu örnekler Termit kolonilerinin içinde yaşadıkları birer mühendislik başyapıtı olan kulelerle kıyaslandıklarında ilkel ve düzeysiz kalırlar. Ancak doğanın insan dışında bütün canlılar için belirlediği kader çizgisi uyarınca bu dev kuleler sadece içgüdüsel dürtünün ürünü olduklarından değişmezlik ve gelişmeye kapalılık ilkesini de birlikte ve şaşmazcasına sergilerler.

Buna karşın insan içgüdüsel dürtüsünü değerlendirmekle birlikte onu aşacak şekilde akıl gücünü, duygularını, yaratıcı potansiyelini de katarak yerçekiminin üstesinden gelecek tekniğe ulaşıp, bastığı toprak üzerinde ilk yapısını yükseltmeyi başardığında, gerçekleştirdiğinin eşini yinelemek yerine onu basamak olarak kullanıp geleceğine, yapacağına yönelip, eyleminin evrimsel ivmesini planlamaya girişecektir.

Canlıların üremesi üzerine kurulu olan yaşam kuralı biyolojik yoldan bireyin, tekilin, sayıca çoğalması, kan bağının birleştiriciliğine dayanan çoğula ulaşmayı özendirmektedir. Bu olay aynı zamanda emek çoğalması, güç artması demektir.

İnsan uzun süre barınağının dışındaki ortamı can güvenliği açısından sakıncalı gördüğü gibi, kendi türünü de kapsamak üzere bütün canlıları düşman olarak değerlendirmiştir.

Kendi potansiyelinin bilincine varması eylemlerini sorgulamaya girişmesi, çevresiyle ilişki kurması, doğal olayların nedenlerine eğilmesi sonucu önemli gelişme kaydetmiştir.

• Bazı canlı türlerini evcilleştirerek,

• Düşman saydığı insanlarla yakınlaşmayı, kan bağı olmayan diğer bireylerle bir ortak yaşamda birleşmeyi deneyerek ve sonuçta girişimlerini başarıya ulaştırarak, topluluk kurma becerisini göstermiştir.

Giderek önemli sayılara ulaşan, geleceğin kentlerinin nüvelerini oluşturacak olan barınakların birleşik veya ayrık şekilde yan yana gelerek büyük gruplar halinde geniş alanlara yayılmaları, avcılık ve yaban besinlerim toplayarak geçinen kitlelerin yaşam sürdüğü yıllar içinde gerçekleşir. Böyleee hem güç ve emek çoğalması sağlanmış olur, hem de topluluk içinde örgütlenme olgusu devreye girer.

• Ortak savunma,

• Toprağı ekip tahıl elde etme,

• Tarladan ekini kaldırma,

• Malzeme üretme,

• Barınaklar inşa etme,

• Ortak alanları düzenleme

girişimlerinde topluluk gücünün bireysel güçten çok üstün olan potansiyelinin, sonuçta bireyin yararına dönüşünün kanıtını bulur.

İnsan düşüncesi zaman içinde ortak yaşam ile ilgili kurallar koyarak, yaratma ve üretme olanakları bularak karşılıklı sorumluluklar, yükümlülükler belirleyerek bir yandan giderek yüksek düzeyde bir yaşım biçiminin oluşmasma, diğer yandan gelişmiş bir sosyal düzenin kurulmasına doğru yol alacaktır.

Bu kültürün doğuşudur.

İnsanın ve toplumun gelişmesi, kültürlerini geliştirmelerine, yaygınlaştırmalarına bağlıdır.

Bu bağ karşılıklı etkileşim kurallan uyarınca sürekli olarak, büyür, gelişir, karmaşık koşullar altında varlığını korur ve güçlenir. Diğer yandan kültürel gelişme izlenecek yolun seçiminde hangi konuya öncelik tanınacağı ile ilgili kararın verilmesine dayanır. Gerek yönlendirme, gerekse toplumun kendi bilincine bağlı olarak ürettiği istek potansiyeli doğrultusunda:

• Kutsal değerlere,

• Bilime,

• Sanata,

• Toplumsal ilişkilere

vb. belirli bir kavrama yönelme, kültür çeşitlemelerini ve farklılıklarını doğurur.

Kültürel gelişmenin dinamiği, toplumun yapısı ve davranış biçimi ile ilişkilidir. Farklı görüşlerin, yeniliklerin sunulmasına açık, onları destekleyici, özendirici, benimseyici davranan toplumlarla, tam karşıt biçimde kendi içine kapalı, tutucu, geri çevirici, bağnaz davranışlar sergileyen toplumların kültür düzeylerindeki farklılıklar, büyük ölçüde davranış kriterlerine bağlıdır.

Sonuçta toplumların sayısal yönden büyümeleri, kültürel gelişmelerinin çeşitlenmesi, yaygınlaşması, güçlenmesi, giderek daha büyük bir çevreyi, bölgeyi etkileme kapsamına alacak niteliğe ulaşıp toplumlararası düzeye yükselmesi uygarlık düzeyinin elde edilmesi ile sonuçlanır. Uygarlık aynı zamanda mimarlık kavramı ve ürünü için gerekli olan nesnel ve öznel tüm olanakların toplum yapısında var olması demektir.

Bir açıdan yapı eyleminin mimarlık eylemine dönüşmesinin ana koşuludur.

Kaynak: Mimarlıkta Süreç-Kavramlar-İlişkiler (Utarit İZGİ)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Dergilerin Kitaplardan Farkı

Pts Eki 15 , 2018
Share on WhatsApp Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn Share on Email Share on TelegramKitap belli bir alandaki yerleşik bilgiyi okuyucusuna aktaran bir araçtır. Kitaplardaki bilgiler nispeten paylaşılmış, benimsenmiş, yerleşiklik kazanmıştır. Dergiler daha farklı bir işleve sahiptir. Dergilerdeki makaleler o alandaki en yeni bilgileri sunar. Bu bilgi […]
dergi

Bu Yazıları da Okumak İsteyebilirsin